⛱️ Yunus Emre Yi Anlatan Yazı
jpqSfJ. Mart 22, 2012Emine Işınsu’nun Tasavvufî Romanları / Hayati BİCE Emine Işınsu’nun Tasavvufî Romanları -Hiç Kapanmayacak Amel Defterleri- Dr. Hayati Bice Giriş Hacı Bayram Veli’yi anlattığı Bayram’ vesilesi ile yazdığım bir yazı da “Günümüzün Menkıbecisi” olarak vasıflandırdığım[1] Emine Işınsu’nun tasavvufî romanları üzerine, kurucusu olduğu TÖRE’nin yeniden yayınlanmağa başlaması vesilesi çıkarılacak Emine Işınsu Özel Sayısı’ için bir değerlendirme yazısı yazmam istendiğinde aynı başlığı kullanmamın uygun olacağını düşündümse de tekrara düşmemek için bundan vazgeçtim. “Sancı” romanı ile gönüllerimizi fethedip yakın tarih romancılığında silinmez bir iz bırakan Yeni Türk Edebiyatı’nın yıldız isimlerinden, çağdaş Türk romancısı Emine Işınsu; Yunus Emre’yi anlattığı “Bir Ben Vardır Bende Benden İçeri” ve Niyâzî Mısrî’yi ele aldığı “Bukağı” iki roman ile başladığı tasavvufî romanlar serisi’ni, Ankara’nın manevi sahibi Hacı Bayram Veli’yi anlattığı Bayram’ ile sürdürüp 2008 yılında yayınlanan Hacı Bektaş Velî’den söz eden “Hacı Bektaş” adlı son eseri ile noktalamış görünüyor. Kendisiyle yapılan röportajlardan birisinde “Çocukluğumdan beri, annemden dolayı olsa gerek, tasavvufa meraklıyımdır. Bu merak beni, Yunus Emre’yi yazmaya yönlendirdi ve Yunus’dan sonra tasavvufa karşı daha bir sevdalı oldum. Böylece bir kaç erenimizi daha yazmayı istiyorum, kısmet olursa tabiî.” diyen [2] Emine Işınsu’nun “menkıbe-roman dizisi” okurlardan yoğun bir ilgi gördüğü gibi akademik tez ve makalelere de konu edildi. Serinin ilk kitabı olan ve Yunus Emre’yi anlatan “Bir Ben Vardır Bende Benden İçeri” kitabının başında yer alan “Sevgili Hocam Hasan Burkay’a, ellerinden saygı ile öperek.” ithafı bu eserleri yazmağa sevkeden sâiki ele vermektedir. Ayağının ucunu bile sokmanın cesaret istediği zor mânâ okyanuslarına açılmağa cesaret bulmasını ise yine eserin başındaki “Eserleri, sohbetleri ve tenkitleriyle bana rehberlik eden değerli bilim adamı Sayın Dr. Mustafa Tatçı’ya çok şey borçluyum.” cümlesinden anlamak mümkündür. Tasavvuf büyüklerinin hatırâsına halel getirmemek hassasiyetini asırları kat eden bir samimiyet ile aştığı görülen sanatçının eserinde ele aldığı dönemin tarihî gerçekliklerine mutabık kalmak için ilk üç eserinde ismini andığı Dr. Mustafa Tatçı gibi akademisyen dostlarının bilirkişiliği yanında, Yılmaz Öztuna gibi tarihçilerin de eserlerinden lojistik destek aldığını belirtmiştir. Hacı Bektaş konulu eserinde ise kaynak olarak, Hacı Bektaş Veli’nin kendi eseri olarak kabul edilen Makalât’ ile Abdülbaki Gölpınarlı’nın yayınladığı Velâyetnâme’ ve Yaşar Nuri Öztürk’ün Tarih Boyunca Bektaşilik’ adlı kitabına bağlı kaldığını belirtir. Bu yazıda “tasavvufî menkıbe romanı” denebilecek dört romanını ele alarak Emine Işınsu kütüphanesinin son aşamasına ışık tutmak istiyorum. Öncelikle bu dört romanın ortak özelliklerini ortaya koyduktan sonra, -bir dergi yazısının sınırları daha fazla zorlanamayacağı için- “Bir Ben Vardır Bende Bende İçeri” eserinde hayatını anlattığı Yunus Emre örneği ele alınarak tasavvufun Işınsu romanlardaki yansımaları belirtilmeğe çalışılacaktır. Tasavvufî Roman ya da Modern Menkıbeler Menkıbe, Din ve özellikle tasavvuf ulularının veya tarihe geçmiş ünlü kişiliklerin hayatları, örnek davranışları ve olağanüstü halleri ilgili hikâyeler veya olağanüstü olaylarla ilgili masalsı anlatılardır. Arabçadaki menkabe kelimesinden Türkçe’ye geçmiştir. Çoğulu menâkıb’tır. Önceleri dilden dile anlatılan menkıbeler, zamanla anonim kaynaklardan yazıya geçirilerek “menâkıbnâme” adı verilen edebî türü oluşturacak kadar zengin bir arşiv oluşturmuştur. Türk destan geleneğinden bazı unsurları da bünyesinde taşıyan menkıbeler bazen elle çoğaltılan risaleler olarak, çoğu zamanda dilden dile ezberine alan ozanların dilinde nakledilen sözlü anlatımlar şeklinde yaşadığımız asra kadar ulaşmıştır. Tarih içerisinde derinliği bin yıla kadar ulaşan Türk tasavvuf geleneğinde evliya tezkireleri veya özel ismi ile menâkıbnâme’ denilen bir tür vücuda gelmiştir. Genellikle anonim olan bu metinlerin bazıları menkıbeleri derleyen sufilerin ismi ile özdeşleşmiştir. [3] Kültür mirasımızın özellikle manevî alanda en önemli unsurlarından birisi Türk tasavvuf geleneğidir. Türk edebiyatı içinde halkın ortak duygu ve düşüncelerini, dinî inancın birleştirici ve bütünleştirici rolünü Türkçe olarak dile getiren tasavvufî birikim, Işınsu’nun ele aldığımız eserlerinde günümüz insanının yararlanabileceği bir formda işlenerek sunulur. Işınsu, dönemin tarihini, bir fon olarak kullanıp vermek istediği tasavvufî mesajları özellikle gençlerin anlayabileceği bir anlatım tarzı içerisinde, millî birliğe hizmeti gözeterek önümüze koyar. Çocukluğunda annesinin kendisine okuduğu tasavvufî şiirler ile başlayan tasavvuf ilgisini hiç kaybetmeyen Işınsu, tasavvufî hayatın pratiği ile karşılaştıktan sonra Yunus hakkında bir roman yazma istekleri ile bu serideki eserlerini yazmağa başlar. İlk roman yayınlandıktan sonra gördüğü ilgi Niyâzî Mısrî, Hacı Bayram ve Hacı Bektaş gibi büyük mutasavvıfların hayatını da yazması yolundaki ısrarlı taleplerle yüzyüze getirir. Bu talep, sadece manevî bir ilginin sonucu olmayıp Anadolu’daki Türk varlığını sağlamlaştırıp yepyeni ve muhteşem bir Türk medeniyetine omuz verenlerin sadece kılıç sallayan, ok atan gaziler değil, Ahmed Yesevî, Mevlânâ Celâleddin Rûmî, Yunus Emre ve Hacı Bektaş Veli gibi bütün insanlığı sevgi ile kucaklayan ve Allah’a muhabbet ocaklarında kaynaştırıp birleştiren ulu veliler oluşunun farkındalık anlamına gelen bir tarihî bilincine sahip aydınların ortak arzusu olarak görülmelidir. Son romanlarında büyük Türk mutasavvıflarının hayat ve öğretilerini işleyen Emine Işınsu’nun bu eserlerini, bir tasavvuf menâkıbnâmesi olarak okumak mümkündür. O bir romancı olarak konu ettiği sufilerin biyografik verilerinden hareketle hayatlarını yeniden kurgularken, bu dört büyük mutasavvıfı hem yaşayan, nefes alıp veren birer insan; hem de engin bir gönül sahibi, ruh mimarı olarak bugünün okuru ile tanıştırmakta başarılı olmuştur. Tarihte seyretme sırası ile Hacı Bektaş Veli, Yunus Emre, Hacı Bayram Velî ve Niyâzî Mısrî’nin her biri, mürşid arayışları, tasavvufî eğitimleri sırasında yaşanan halvet, riyâzet ve çileler yönünden benzer hayat seyrini paylaşmış gibi görünseler de her birinin zâhirî hayatlarındaki farklılıklar, dergâh oduncusu/marangoz Yunus, mum imâlatçısı Niyâzî, medrese müderrisi Bayram, rençber Bektaş portreleri ile yeterince yansıtılır. Emine Işınsu, her dört romanında da, akıcı ve zorlamasız bir Türkçe ile, zarif bir üslûb zarfında, tasavvuf kültürünün –anlaşılması da anlatılması da zor mesajlar içeren- özünü her düzeyden okura sunmayı başarmıştır. Işınsu, incelediğim romanlarına konu olarak seçtiği tasavvuf kahramanlarını tarihî ve kronolojik bilgileri üst üste yığarak kuru bir şekilde sunmak yerine roman diliyle, yaşayan birer insan olarak kurgulamıştır. Romanlarda tarihin kaynak yetersizliği nedeniyle boşlukta bıraktığı kahraman ve olaylar, bütün tarihî romanlarda olduğu gibi kurmaca unsurlarla tamamlanmıştır. Işınsu’nun bu dört eserinde mekân, olayların meydana geldiği bir sahne olmanın ötesinde, tarihî arkaplanı ve sosyal unsurları ile dörtbaşı mamur bir fon olarak, fotoğrafik bir netlikle yer alır. Zaman ise; dönemin tarihî olaylarının cereyanına uygun olarak mekân ve kahramanlar üzerindeki etkisini romanlarda anlatılan olaylarla -özel bir dikkate gerek bırakmadan- okura fark ettirilmeden anlatılır. Bu yazarın tarihî olayları günümüz okuruna yansıtmakta başarısının açık bir kanıtıdır. Işınsu’nun tasavvuf romanlarındaki şahıslar üzerinden aktarılan tarihî bilgiler, yazarın tarihî roman yazmak değil, zaman ve mekânın kavranmasını kolaylaştırıp okurda tarih bilinci oluşturmak için aktarılmıştır. Bu bilgilerin sağlam kaynaklardan aktarılmasına özen gösterdiği söylenebilir, zaten yazar kendisi ile yapılan röportajlarda, romanlarını yazarken Yılmaz Öztuna gibi bazı tarihçilerin eserlerinden yararlandığını açıkça söylemektedir. Eseri baskıya göndermeden önce bilgi birikimine ve liyakâtine güvendiği seçilmiş kişilere göndererek “ön okuma” yapmalarını ve düzeltilmesi gereken yerler için ikaz etmelerini rica ederek, gelen önerilere göre metinlerinde düzeltmeler yapar. Bu titizliği nedeniyle Işınsu’nun eserleri, tarih bilinci kazanması istenen genç okurlar için sağlam bir kaynak olarak kabul edilebilir. Bu eserleri yazmaktaki gayesinin; kültürel değerlerimizden yoksun olarak yetişen bugünün gençlerinin tasavvufî bilgileri anlayıp yorumlamalarını sağlayabilmek olduğunu dile getiren Işınsu, hedef kitlesine ulaşabilmek için sade bir dil ve yalın bir anlatımı seçmiştir. Işınsu, tasavvufî romanlarında Türkiye Türkçesi, Dede Korkut kitabından çıkmış eski Oğuz lehçesi ve klasik Osmanlı Türkçesinden alınmış özel kelimeler yanında vahdet, muhabbet, sohbet, halvet gibi özgün tasavvuf terimlerini de aslî anlamları çerçevesinde uyum içerisinde kullanır. Anlatılan olayın geçtiği mekân ve zamana uygun bir dil akıcı ve canlı bir üslub sergilenir. Yakın tarihlerde ideolojik olarak kısır tartışmalara konu edilmiş olan Tanrı kelimesini, -gerek dualarda gerekse konuşmalarda- çekinmeden kullanır. Cennet anlamında uçmak, cehennem karşılığı olarak tamu Işınsu’nun severek kullandığı kelimeler olarak dikkat çeker. ______________________________ *Bu yazı TÖRE dergisinin Şubat 2012 sayısında yayınlanmıştır. İletişim atahayati [1] Hayati Bice, Günümüzün Menkıbecisi, Yeni Şafak, [2] Hale Kaplan Öz, Acılı’ Roman Bukağı, Yeni Şafak, 28 Nisan 2004, [3] Bu türün en yaygın bir örneği, Nakşbendi olan Abdurrahman Camî’nin Nefehâtü’l-Üns olarak bilinen derlemesidir. Lamiî Çelebi tarafından Farsça’dan Türkçeye aktarılan bu eserin birçok yeni baskısı da halen yapılmağa ve ilgi ile okunmağa devam etmektedir. Bu klasik türün son bir örneği Prof. Dr. Ethem Cebecioğlu tarafından “Allah Dostları” adı ile son dönem bazı sufilerinin hayatını derlediği bir seri kitap ile ortaya konulmuştur. [4] Elif Hürsoy, “Ve Her Yıl Çiçekler Yeniden Büyür!”, Türk Edebiyatı, Sayı 364, Şubat 2004, s. 6.
Abone olANKARA AA Yunus Emre'nin vefatının 700. yılı dolayısıyla Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın himayesinde, Kültür ve Turizm Bakanlığınca hazırlanan "Derviş" adlı sahne gösterimi izleyicinin beğenisine dünya prömiyeri Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy'un katılımıyla Cumhurbaşkanlığı Kongre ve Kültür Merkezi'nde sahne uygulaması örneği olan "Derviş"te, Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü ile Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü sanatçıları, mehteran takımı ve zikir grubu yer aldı.Senaryosunu İskender Pala'nın yazdığı, genel sanat yönetmenliğini Güzel Sanatlar Genel Müdürü Ömer Faruk Belviranlı'nın üstlendiği "Derviş", Yıldız Çankaya Sargın'ın sanat yönetmenliğinde izleyicilerin beğenisiyle karşılandı.
Yunus Emre'yi tasvir eden kilimi üç ay boyunca ilmek ilmek dokudularİğneyi kalem, kumaşı kağıt gibi düşünerek günlerce Yunus Emre'yi işlediler Eskişehir Olgunlaşma Enstitüsü usta öğreticisi Nigar Cengiz "Dönemi yaşatmaya çalıştık" Eskişehir Olgunlaşma Enstitüsü usta öğreticisi İnci Öz "Yunus'u anlatan önsözü sabır, inanç ve sevgiyle işledim"ESKİŞEHİR - " Yunus Emre'yi Bilir Misin?" sergisi, açılışından bu yana birçok ziyaretçiye ev sahipliği yaparken, özellikle Yunus'u anlatan el işlemesi önsöz ve Yunus'u tasvir eden el yapımı kilim dokuması, yapım sürecinin detaylarıyla dikkat çekiyor. Açılış kurdelesi Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk tarafından kesilen ve Eskişehir Olgunlaşma Enstitüsü'nün hazırladığı " Yunus Emre'yi Bilir Misin?" sergisinde sergilenen eserler göz dolduruyor. Yunus Emre ve Türkçe yılı dolayısıyla hazırlanan serginin girişinde yer alan, her harfi elde işlenmiş ve Yunus Emre'yi anlatan önsöz ile elde dokunarak üç ayda tamamlanan ve Yunus Emre'nin Tapduk Emre dergahına girişini anlatan kilim ziyaretçilerin ilgisini çekiyor. Sergide yer alan önsöz ve Yunus Emre kiliminin yapımında rol alan Eskişehir Olgunlaşma Enstitüsü Usta Öğreticileri, dönemin izlerini taşıyan eserlerinin yapım süreçlerinden ve özelliklerinden bahsetti."Dönemi yaşatmaya çalıştık"Yunus Emre'nin tasvirini içeren ve üç farklı dokuma tekniği kullanılarak hazırlanan el emeği kilimde emeği geçen Eskişehir Olgunlaşma Enstitüsü'nün 8 yıllık Usta Öğreticisi Nigar Cengiz, eserin yapım süreçlerini anlattı. Yunus Emre'nin her zaman düzgün olmasına dikkat ettiği asasını bile aslına uygun olarak işlemekte özen gösterdiklerini belirten Cengiz, "Dönemi yaşatmaya çalıştık. Objeleri orijinal çalışmalarla desteklemeye çalıştık. Yunus Emre kilimimizi iki arkadaş emek vererek 3 aylık bir sürede çıkardık. Yirmiden fazla renk tonu ve iplik kullandık. Düz, cicim ve halı düğümü olmak üzere üç ayrı dokuma tekniği kullandık. Kilimde Yunus Emre'nin Tapduk Emre dergahına girişini anlatmaya ve onu yakalamaya çalıştık. Bulutların içinden çıkıyormuş gibi bir görünüm de vermeye çalıştık ve istediğimiz görüntü de oldu. Vurgulayıcı renkler kullanmaya çalıştık. Geleneksel renkler üzerinde durduk. Sayın Milli Eğitim Bakanımız Ziya Selçuk'un buraya teşrifleri bizi çok mutlu etti. Sergimizi çok beğendiğini ifade etmiş. Ziyaretinin ikinci gününde tekrar sergimizi ziyaret etmiş. Hepimiz çok büyük bir onur duyduk bundan. Kendisine ve Genel Müdürümüz Yusuf Büyük'e çok teşekkür ediyoruz" ifadelerini kullandı."İğneyi bir kalem, kumaşı da kağıt gibi düşünerek sabır, inanç ve sevgiyle işledim"Serginin girişinde yer alan ve Yunus Emre'yi anlatan tamamı el işlemesi önsözü hazırlayan El Nakışları Usta Öğreticisi İnci Öz, büyük bir emek ile uzun saatler üzerinde çalıştığı eser hakkında konuştu. Eserinin gelecek nesillere de aktarılabilecek şekilde hazırlandığından dolayı mutlu olduğuna değinen Öz, "Bu yıl Yunus Emre yılı, böyle bir sergi düzenlenecekti. Yunus Emre'yi anlatan bu kadar el emeği göz nuru içerisinde yine el emeği, Yunus Emre hakkında bir ön yazı tasarlandı. Bu yazımız 1500 harften oluşuyor. Bir saatte yalnızca 5 harfi işleyebiliyorsunuz. Sekiz saatte ancak 40 harf işlenebiliyor. Bu şekilde 1 ay gibi bir sürede tamamladım. Suzeni tekniği kullanıldı. Hem iğne hem de tığ ile çalıştık. Her bir harfi çıkarttığınızdaki yaşadığınız o mutluluk anlatılmaz yaşanır. Cümle değil de kelime kelime aynı ip üzerine getirmeye çalıştım. O şekilde düz oldu. İşlerken gelecek nesillere kalır diye bu düşünceyle işledim. İnşallah gelecek nesillere de örnek olur. İğneyi bir kalem, kumaşı da kağıt gibi düşünerek gelecek nesillere de kalması amacıyla sabır, inanç ve sevgiyle işledim" diye konuştu. Tapduk Emre Ziya Selçuk Yunus Emre Eskişehir Kültür Sanat Haberler
Yunus Emre Hakkında Bilgi Taptuğun dergahına kırk yıl hep doğru odun taşıdığı rivayet edilen Yunus için anlatılanların ne kadarı gerçektir, bunu bilemiyoruz ama yediyüz yıldan beri hep doğruyu, güzeli, iyiyi söyleyen Yunus, elbette ki içi ile, dışı ile, katıksız bağlanışları ile gerçek bir velidir. Mal sahibi mülk sahibi Hani bunun ilk sahibi Mal da yalan mülk de yalan Var biraz da sen oyalan. diyen Yunus’un kalbi Allah’ın hazinelerinden kimbilir nanca nasip almıştı. Selçuklar Asrı», Anadolu’nun maddî ve manevî mânâda Altın Asrı »dır. Bu asır faziletin dilini, kâh Yunus’un ilâhisine, kâh Mevlâna’nın semasına terketmiştir… İnanışların en katıksızı Yunus’tadır… Sözün en vecizi Yunus’tadır. İman Yunus’tadır… Aşk Yunus’tadır. Taptuk’un dergâhında pise pişe bir kor haline geldi. Gitti her yeri nuruyla doldurdu. Ama kendisini hep o mütevazı kalıbın içinde mahviyetkâr bir ruh olarak gördü. Taptuğu yüzüstü bırakıp dergâhtan kaçmasını herkes başka türlü yorumlar. Lâkin biz Yunus’un Dergâha yük olmaması için kaçtığını» sanıyoruz. Yunus hangi makama erdiğini bilmiyordu… Şeyhi Taptuğa yalnız bu konuda inanmamıştı. Fakat bir âsâ, bir abâ ile dağlara düştüğü gün Erenlerden» olduğunu başkalarından duydu. Döndüğü zaman Taptuk kendisini kabul etti ama tarizde de bulunmadan edemedi. — Sen ne mertebede olduğuna biz söylediğimiz zaman inanmadın da, yabancılardan duyunca mı inandın?» Taptuk kerâmet göstermişti. Yunus Tapduğun ellerine kapandı… Yunus, seven adamdır. O serâpa aşktır. İlmi, aşk potasını yakmak için yakıt yapacak kadar aşk adamıydı… O, yaradanı seviyordu. Yaradılanı seviyordu. Bülbül gibi şakıyan Türkçesi ve tevazu ile ne güzel seslenir. Yaradılanı hoş gör Yaradandan ötürü Yalnız bu iki mısra bir insanı şair, bir şairi aşk adamı yapmaya yeter. Mübarek gecelerde buhurdanlardan ne zaman buhur kokusu yayılırsa, Yunus’un mısraları da bu kokularla birlikte uhrevî bir terennüm halinde Müslüman evlerini doldurup taşar. Yunus, Mevlâna’nın Mesnevi’de uzun uzun anlattıklarını bir iki mısrada söyliyen bir Velidir. Mevlâna, Yunus için hatırımızda kaldığına göre şöyle söyler İlimde hangi merhaleye ulaştımsa, karşımda Yunus denilen Türkmen dervişini gördüm.» Bir başka rivayet daha vardır. Güya Yunus Mevlâna’nın Mesnevi’sini dinledikten sonra — Güzel, güzel ama demiş; uzun yazmışsın. Hazret-i Mevlâna Türkmen Dervişi dediği Yunus’a sorar — Sen olsan nasıl yazardın? Ben olsam» der koca Yunus Etle deriye büründüm, Yunus diye göründüm. der. Eskişehir’de mezarı olduğu söylenir… Karaman’da Yunus’a ait bir mezar bulunduğu iddia edilir. Ama Yunus’un yattığı yer Mevlâna’nın deyimiyle Ârif olan kişilerin kalpleri»dir… kaynaknkfu
Tevfik ŞENDÖL / LANDSHUTOluşturulma Tarihi Kasım 23, 2021 1152Yunus Emre’nin vefatının 700’üncü yılı sebebiyle 2021 yılı, Birleşmiş Milletler Eğitim Bilim ve Kültür Organizasyonu UNESCO tarafından Yunus Emre Yılı’ olarak kabul edildi. Bu nedenle Landshut DİTİB Yunus Emre Camisi tarafından Yunus Emre’yi Anma ve Anlama Etkinliği’ Münih Başkonsolosu Mehmet Günay, Münih Eğitim Ataşesi Mustafa Çakır ve Münih Din Hizmetleri Ataşesi Ataşemiz Sıddık Yılmaz da katılıp birer konuşma yaptı. Çakır, “Çok verimli ve bir o kadar da etkileşimli bir etkinlik oldu. Bilgilerimizi paylaştık, yeni projeler konusunda fikir ve gönül birliği yaptık” dedi. Landshut Ditib Yunus Emre Camisi Yönetim Kurulu, yaptığı açıklamada, “Bugün Yunus Emre’yi Anma programını derneğimizde gerçekleştirdik. Programa teşriflerinden dolayı Münih Başkonsolosumuz Mehmet Günay , Eğitim Ataşemiz Prof. Dr. Mustafa Çakır ve Din Hizmetleri Ataşemiz Sıddık Yılmaz beylere teşekkür ederiz. Dernek üyelerimize, dernek başkanlarına ve din görevlilerine katılımlarından dolayı teşekkür ederiz. Programda emeği geçen dernek yönetimine, din görevlimiz Kadir Kınık hocaya, kadın kolları ve başkanı Azime Hal hanıma, Türkçe öğretmeniz Zeynep Karayazı hanıma ve gençlerimize şükranlarımızı arz ederiz. Dernek üyesi gençlerin ilahi korosu ve tiyatro gösterisi büyük ilgi gördü. Programın son bölümü ney ve ud eşliğinde Mehmet Doğan ve Kadir Kınık hocaların ilahi ve kasideleri dinlenildi” Alman- Türk Okul Aile Birliği, Türkçe öğretmeni Zeynep Karayazı, “Türkçe dersi öğrencilerinin iş birliği ile bizler de Yunus Emre’nin hayatından bir kesit anlatan skeç ile programa katıldık. Türkçe’nin edebiyat dili olmasında büyük katkıları olan, gönül insanı, tasavvuf şairi Yunus Emre’yi bir kez daha yad ediyor, programın düzenlenmesinde emeği geçen herkese teşekkür ediyoruz” dedi.
yunus emre yi anlatan yazı